Meliha Akay


İçeriğe git

muratyazi

Edebiyat

“YA KAYBOLURSAN”


Murat İLHAN

“Yağmura Tutulanlar” ve “Gülüşün Gelincik Tarlası” isimli kitaplarından sonra bu kez de Epsilon’un Çağdaş Türk Edebiyat dizisinden çıkan yeni öykü kitabı “Ya Kaybolursan”la okurlarına merhaba diyor Meliha AKAY.
Gülüşün Gelincik Tarlası isimli kitabındaki
“Siyah Masa” öyküsünden yazıma metafor olarak seçtiğim o cümlede der ki; “…yalnızca siyah masa; bir bulmacanın eksik karesi gibi, parantez içinde yarım kalmış bir tümce gibi, saatimin eksik bir rakamı gibi...” Ya Kaybolursan isimli yeni kitabında “yalnızca siyah masa” denilerek bütünün diğer parçalarından ayrılan masaya “yalnızca siyah” deyip geçmemek gerekliliğiyle yazılmış öykülerinde, kaybedilmiş bir karenin, kendindeki harfi bulmak için bulmacasını arayışını anlatıyor sanki. Bulsa… Ve çözülse bulmaca, çözülen; Tılsımlıdır diyor dayım. İşaretleri anlayamadık, yazıyı çözemedik ama tılsımı var” dediği gümüş paranın şifresi olacak sanki. Gümüş paraya, sanki Hicri İZGÖREN’in bir şiirindeki o sözlerle; “Beni ağlatacak kadar bir acın varsa, gel demiştim birilerine” der gibi bakıyor. Ve sanki yine aynı şiirle; “Gelişleri kalabalık oldu hep, bozgunuma milattır” der gibi cevap veriyor para. Gümüş paranın sesinde kayıp bir şeyler var; yalnızca, bir bulmacanın içine girer gibi ve onun eksik bir karesi olarak gittiği şehirlerde, kendi üzerindeki harfi bulup bulmacanın şifresini çözünce açıklanabilecek bir şeyler.

Yaşamın içinde hangi kenti kendinden bir parçanın açıklayıcısıymış gibi parantez içine alsa,
“parantez içinde yarım kalmış bir tümce” gibi diğer yarısını arıyor tanımadığı o kentde. Yalnızca o kentin içinde değil, “hayat köşeye sıkıştırdığında, ben de içimdeki sınırsız dünyada dolaşırım” dediği kendi içinde. Kentle içkinliğinde aynı zamanda. Mimaride maddeyi değil, maddenin içindeki enerjiyi arıyor çünkü o. Enerji maddede içkinse, aradığı parçası da gittiği kentlerde, gittiği kentler de öykülerinde içkin.

“Doğada hiçbir şey yok olmaz, yalnızca dönüşür diyordu Aurelius.” Meliha AKAY, yolculuk ve arayış olgularının yanı sıra ve yine bunlarla ilgili olarak dönüşüm olgusuna da ağırlıklı olarak yer veriyor öykülerinde. “Her yolculukta, ülkelere, sihirli dediğimiz şehirlere, insana yaptığımız her yolculukta, kendimizden bir parça bırakarak döndüğümüzü, dönerken asla giden kişi olmadığımızı artık öğrendim.” Belki de bu yüzden kar ve yağmuru bu kadar çok seviyor; su, sürekli döngüsel bir yolculuk ve bir dönüşüm halinde olduğu için. Kendi hallerinden biriyle yükseldiği gökyüzünde öncekinden farklı ama yine kendi hallerinden birini bulup, onunla geri dönen su gibi (bire bir aynı olduğunu söylemiyorum), o da kendi hallerinden biriyle gittiği kentlerde yine kendi hallerinden birini bulup, onunla geri dönüyor.

“Saat; her tiktakla geçmişin çuvalına birer birer inci yumurtlayan istiridye gibi” diyor Meliha Akay. Ve öykü yazmak geçmişin çuvalından inci çalmak olsa gerek. Çuvalın içine daldırılan imgeye yapışıp gelen her inci: “Kışladaki Güvercin” isimli öyküdeki güvercinin gagasında. “Doğum Günü” isimli öyküde üzerine kazınan doğum tarihiyle sedef kaplanan taşta. İçinde inci saklayan istiridyeler gibi, “Okyanus Kokulu Mektuplar” saklayan minyatür sandıklarda. “Aramızda Kaç Tamas Var” öyküsündeki Tamas gibi: Aramızda. “Namus Sepeti”nde. “Okyanuslar Kar Tutarsa” öyküsündeki kar tutmayan okyanuslarda. “Gökkuşağı Köprüsü” isimli öyküdeki gökkuşağı eğrisinin, bir istiridyenin birbiri üzerine kapanan çenetlerindeki eğriye ne çok benzeyişinde. Kerpeteni sıkan – çekici tutan elleri, birinin, bir istiridyenin incisini kavrayışı gibi yine, avuçları içine alışında. “Balam” öyküsünde, gün saymak için birer birer eksiltilen beştaşların inci oluşlarında aslında. “Ya Kaybolursan?!” endişesinin sonundaki soru ve ünlem işaretinin altına vurgulanmış iki noktada. İki noktayı birbirine bağlayan doğrunun yanlışa dönüşümü, ve yanlışlıkla çizilmiş bir çizginin iki noktayı birbirine bağlayan bir doğru oluşunda. Ve son olarak, kuyunun belleğinde aranan gizin, kuyunun suyunda arınışında.

“Tulumbanın koluna basa basa kuyunun belleğini harekete geçirsem, oluk oluk akıverse gizli saklı ne varsa.”

* murattilhann@gmail.com


Anasayfa | Biyografi | Edebiyat | Resimler | İletişim


İçeriğe geri dön | Ana menuya dön